Franchise Kültürü

Türkiye’deki franchise zincirleri sayıca Avrupa ülkelerini geçti, ABD’yi de geçersek şaşmam. Sayıda geçeriz belki ama ebatta geçmemiz mümkün değil, çünkü zincir ortalaması bizde 20 şubeyken ABD de 400 şube. Küçük zincir güçlü olamıyor, verimli yönetilemiyor, işletmelere destek veremiyor, beceremeyip batan oranı yüksek oluyor. Ben bu durumun nedenini toplum kültürümüzde görüyorum, franchise ilişkisi Türk kültürüne uygun, ama yönetimi uygun değil. Neden mi, atasözlerimizle anlatmaya çalışayım.
Kültürümüzde liderlik ve itaat var. “Baş ol da soğan başı ol” diye atasözümüz var, herkes bir şeyin başkanı. Patronun Hulusi Kentmen gibi babacan olması bekleniyor. Camide namaz “uydum hazır olan imama” diye başlıyor, yanlış da yapsa uyuluyor. Toplum kültürümüzde öne çıkan, başarılı görünen birinin liderliği kabulleniliyor, sorgulayıp anlamadan uyuluyor. Marka sahibi hava atıp, üst perdeden konuşursa kolayca franchise satıyor, girişimciler araştırmıyor, sorgulamıyor. Kendi işini bile yürütemeyen birinden franchise alınca başarısızlık ihtimali artıyor, zincirler sayısı artıyor ama şube sayısı artmıyor.
Kültürümüzde organizasyon yok, sevmiyoruz, gerek görmüyoruz. “Göç yolda düzülür” diyor, yola çıktıktan sonra ne yapacağımızı düşünüyoruz. Plansız, altyapısız, kadrosuz kurulan iş yürümüyor. “Yiğitlik vurmakla, ağalık vermekle” diyoruz, ya çok sert, ya çok bonkör davranıyoruz. Franchise sisteminde herkes patron, sertlik sökmüyor. Perakendede iş küçük paralarla dönüyor, bonkör davranınca her şeye yetmiyor. Franchise zinciri ordu gibi disiplinli ve homojen değil, çete gibi bireysel başarılara dayalı kuruluyor, haliyle fazla büyüyemiyor.
Kültürümüzde tasarruf yok, yarımız kıt kanaat geçiniyor, yarımız “bir günlük beylik, beyliktir” diyor, bulunca harcıyor. Sürdürülebilir kalkınabilmemiz için tasarruf oranımızın %30’dan fazla olması gerekirken ancak yarısını yapabiliyoruz, kalanını yabancı kredi ve sermayeyle tamamlıyoruz. Bankalar krediyi dışardan dövizle alıp içerde lirayla satıyor, Türkiye dolarla yatıp euroyla kalkıyor. Piyasada para az, kredi zor, işler çekle, senetle, taksitli kartla, açık hesapla dönüyor, ticaret zincirleme borçlanmayla yürüyor, biri batsa hepsi etkileniyor. Girişimci “borç yiğidin kamçısıdır” diyor, hesap yapmadan işe girişiyor. Piyasaya mal verenler “korkulu rüya görmektense uyanık yatmak yeğdir” diyor, tahsilatını garantiye almak için kendi franchise zincirini kuruyor.
Franchise sistemi Türkiye’de perakendenin birçok sorununa çare olabilecek sihirli formül. Markalı ürün, sistemli çalışma, eğitimli eleman, güvenli tahsilat, tüketici koruma, güvenli yatırım, bu sistemle mümkün. Toplum kültürümüzdeki sorunlardan ötürü yerli franchise zincirlerimiz üstünkörü kuruluyor, bireysel başarıya dayanıyor, çoğu büyüyemiyor. Çaresi zinciri gereği gibi kurmak, sistem kurmak, kadro kurmak. Doğru strateji ile başlamak için detaylı araştırmak, uzmanlara danışmak, işe yatırım yapmak gerekiyor.