Bir Markanın Devrinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Bir marka nedir? Türk Dil Kurumu’na göre marka; “1. Resim veya harfle yapılan işaret. 2. Bilet, para yerine kullanılan metal veya başka şeyden parça. 3. Bir ticari malı, herhangi bir nesneyi tanıtmaya, benzerinden ayırmaya yarayan özel ad veya işaret” olarak tanımlanmaktadır.
Bu her üç tanımlama ve hatta kombinasyonu hukuk düzeninde de kendine yer bulmaktadır. Gerçekten de resim veya harflerle yapılan bir işaret, ticari hayatta artık gerçek veya tüzel kişilerin çok önemli bir sembolü haline gelip, bu işaret ile bir ticari işletme tüm dünya çapında tanınabilmektedir. Öyle ki Apple, Nike, Mercedes gibi dünyaca ünlü firmalar, üretmiş oldukları markalarında artık kendi isimleri bulunmasa bile herkes tarafından ayırt edilebilecek konuma gelmiştir. Hal böyle olunca da bu tür markalar para yerine bile geçen ve hatta paradan daha da kıymetli bir değer haline ulaşmıştır. Nitekim yukarıda bahsettiğimiz firmalar gibi birçok firma bu tür markalarını korumak için devletler nezdinde kendi adlarına tescil işlemlerinde bulunmakta, bir markayı ticari faaliyetlerinde büyütüp hatırı sayılır bedellerle başkalarına satıp devredebilmektedir.
Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de bir markanın korunması için ciddi hukuki düzenlemeler bulunmaktadır. Marka hakkının korunmasına yönelik tarihsel düzenlemeler çok uzun döneme dayanmaktadır. Öyle ki Osmanlı Dönemi’nde bile Osmanlı esnafının, Avrupalı üreticilere karşı korunması kapsamında marka kanunu olarak bilinen Alamet-i Farika Nizamnamesi çıkarılmıştır. Her ne kadar Türkiye’de bir markanın hukuken korunması için tescil zorunluluğu bulunmasa da markanın daha etkili bir şekilde korunabilmesi için Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescil edilmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Böylelikle marka hakkının korunmasına yönelik çıkarılmış olan 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’ndan etkin bir şekilde yararlanılabilecektir. Nitekim artık neredeyse her bir marka fikrini geliştiren kişi Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde marka tescil başvurusunda bulunmaktadır.  Ticari hayatın her geçen gün gelişmesiyle birlikte yeni markalar da ortaya çıkmakta, bu markalar sahibi bulunduğu gerçek veya tüzel kişiler tarafından ciddi yatırımlar yapılarak geliştirilmektedir. Nitekim geniş bir kitleye ulaşan markalar da hatırı sayılır bedellerle satılmakta ve devredilmektedir. İşte bu devir işlemlerinde hem markayı devralanın hem de devredenin dikkat etmesi gereken önemli hususlar bulunmaktadır. Zira markaya önemli bir bütçe ayırarak satın alan taraf artık bu markanın sadece kendisi tarafından kullanılmasını, bu markaya rakip olacak başka bir markanın ticaret hayatına girmesinin önüne geçilmesini isteyebilmektedir. Bu sebeple taraflar arasında yapılacak devir sözleşmelerinde aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir.
Öncelikle Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 148. maddesinin 4. fıkrasına göre “Hukuki işlemler, yazılı şekle tabidir. Devir sözleşmelerinin geçerliliği, ancak noter tarafından onaylanmış şekilde yapılmış olmalarına bağlıdır.” Dolayısıyla bir marka devredilecekse bunun yazılı olarak noter huzurunda yapılmış olması gerekir. Aksi takdirde devir işlemi geçersiz sayılacaktır. Yine Kanun’a göre bir marka, tescil edildiği mal veya hizmetlerin tümü veya bir kısmı için devredilebileceği için devir sözleşmesinde hangi markanın hangi mal veya hizmetler için devredildiği, markanın Türk Patent ve Marka Kurumu nezdindeki sicil numarasıyla birlikte açıkça yazılmalıdır. Şayet marka devredilirken devir eden tarafından da aynı zamanda markayı kullanılabilmesine olanak sağlanacaksa bu hususun da muvafakat beyanı ile sözleşmede dile getirilmesi gerekir.  Öte yandan bir marka Türkiye dışında da pek çok ülkede tescilli olabilir. Dolayısıyla Türkiye dışında da belirli bölgelerde markanın devredileceği kararlaştırılmışsa, hangi ülkelerde hangi markanın devredileceği yine tescil numaralarıyla birlikte açıkça yazılmalıdır. Devir işlemleri her ülkede ayrı bir prosedüre tabi olacağından markanın devredildiği ülkede bu konudaki uzmanlardan hukuki yardım alınmalıdır. Yine devredilen markanın hangi bedelle alındığı da ileride oluşacak maddi bir ihtilafın önüne geçilmesi için sözleşmede belirtilmelidir.  Bununla birlikte taraflar sözleşmelerine, markayı devreden tarafın devralınan markaya benzer bir marka oluşturup tescil başvurusunda bulunmayacağını, benzer olmamakla birlikte aynı mal veya hizmete yönelik sınıflarda tescil başvurusunda bulunmayacağını, devredilen marka kapsamında başka bir marka ile bile olsa rekabet yaratacak ticari faaliyette bulunmayacağını kararlaştırabilirler. Bu hususu iki başlığa ayırıp değerlendirmek faydalı olacaktır. Zira markayı devreden tarafın markaya benzer bir marka oluşturup tescil başvurusunda bulunmayacağı taraflar arasında kararlaştırılmasa bile devreden tarafın benzer bir marka oluşturup tescil başvurusunda bulunması zaten Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından markalar benzediği için reddedilecektir. Ne var ki markayı devreden tarafın, benzer olmamakla birlikte aynı ticari alanda başka marka tescil başvurusunda bulunmasının önlenmesi başka bir konudur. Zira burada markayı devreden tarafın her surette devralan taraf ile benzer bir iş kolunda marka oluşturmasının önüne geçilmektedir. Bu durum da rekabet etmeme yükümlülüğü kapsamında değerlendirilecektir. Rekabet etmeme/rekabet yasağının sınırları ise Rekabet Hukuku, Ticaret Kanunu ve Yargıtay Uygulaması kapsamında değerlendirildiğinde makul bir süreyle sabit tutulmalı, devredilen markanın içeriği ve sınıfları ile sınırlandırılmalıdır. Aksi takdirde bu tür bir rekabet yasağı hukuk aykırı olacağını söyleyebiliriz.